|
Başlık Buraya Gelecek
RABBİMİZ ALLAH
Bizleri ineğe tapan, nehre, ırmağa, dağa, taşa, aya, güneşe, şeytana, puta, heykele, tağuta, ataizme, ateizme, paraya, nefse ve daha pek çok adi mahlukata tapan kimseler olarak yaratmamış olan Allah a hamdediyoruz.Bizleri mümin, muvahhid ve Müslüman olarak yaratan Allah ımıza hamdediyoruz.
Bizleri yaratıcı olan Allah ımız, hiç şüphesiz, yarattıkları olarak bizlerin ihtiyacını çok çok iyi bilendir.Bizleri bizlerden daha iyi bilir.Çünkü O yarattı, O şekil verdi.İnsanoğlu olmamızı O takdir etti.Sonsuz ve sayısız nimetleriyle bizleri çepeçevre kuşattı, sardı.O nun nimetleri adeta bardaktan boşanırcasına üzerimize yağmakta; şükredip kadrini, kıymetini bilmemiz için bizleri sadede çağırmaktadırlar.Rabbimizin bir nefes alış-verişte dahi bizleri iki defa ölümden kurtardığını hiç düşündünüz mü?Yazın, eriği, şeftalisi, elması, armudu, kavunu ve karpuzuyla; kışta ise, portakalı, mandalinası, ayvası, narı ve daha pek çok çeşidiyle mevsimine uygun meyveleri yaratan kim?. Acıktığımızda bizlere açlık hissini kim veriyor?Uykusuzluğumuzu gidermek için geceyi bir dinlenme zamanı olarak düzenleyen kim?Gecenin karanlığını gidererek maişetimizi, rızkımızı kazanmamıza uygun hale gelmesini sağlamak üzere her defasında güneşin doğmasını sağlayan kim?..
Bu ve benzeri örnekleri daha da artırmamız mümkün...Bizlerin insan olarak yaratılmasına, ırkımızın Türk, Acem, veya Arap olmasına, kadın veya erkek oluşumuza, dünyanın diğer ucunda değil de burada veya başka bir yerde bulunmamıza; işte falancanın veya filancanın oğlu-kızı olmamıza bizler mi karar verdik?..Bu konularda bizlerin bir dahli, bir ihtiyar ve iradesi, seçmesi söz konusu mu?Hayır..Doğduğumuz anda ölüme mahkum oluşumuzu da takdir eden bir güç var.Allah ımız var.Bir annenin çocuğuna olan şefkatinden milyarlarca defa daha fazla bizlere şefkatli olan Allah ımızı sevelim.O nun iradesine, Rabliğine ve terbiyeciliğine ram olalım ki merhamet, rahmet, huzur ve refah bulalım.O nun bizi bizden daha iyi bildiğini aklımızdan çıkarmayarak bir mesaj, bir prağram ve rehber olarak gönderdiği buyruklarına uyalım, itaat edelim; amenna ve saddekna=inandık ve tasdik ettik-duyduk ve kabul ettik diyelim.
O yüce Yaratıcımız, besleyicimiz, terbiyecimiz; rahmet ve şefkatiyle bizi kuşatan Allah ımız bir hidayet rehberi , bir hayat kılavuzu olarak gönderdiği Kuran-ı Kerim de bizlere neler neler buyuruyor.Bu buyruklar bütün bir hayatımızı çerçeveler; Siyasi, ictimai, ahlaki, ticari, hukuki, ailevi, idari v.b hiçbir alan bu buyruklardan vareste kalamaz, uzak kalamaz ve kalmamıştır.Çünkü alemde, kainatta, evrende Allah ın olmayan hiçbir şey yoktur.Her şey Allah ındır; Allah ın mahlukudur.
İşte sizlere Rabbimizin buyruklarından bir buket sunuyorum, İnşallah hakkıyla anlayıp gereğince amel ederiz...
Rahman ve Rahim olan Allah ın adıyla;
Yaratan Rabbinin adıyla Oku. O insanı alaktan-kan pıhtısı biçimini alan embriyodan- yarattı.Oku. Rabbin en büyük kerem sahibidir.O, insana kalemle yazmayı öğretti.İnsana bilmediğini öğretti. - Alak, 1-5-
O Allah ki yarattığı her şeyi güzel yapmış ve ilk başta insanı çamurdan yaratmıştır.Sonra onun zürriyetini nutfeden hakir bir sudan üretmiştir.Sonra onu şekillendirmiş, ona kendi ruhundan üflemiştir.Ve sizin için gözler, kalpler yaratmıştır.Ne kadar az şükrediyorsunuz?..-
Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.Ben onlardan rızık istemiyorum.Şüphesiz rızık veren, sağlam kuvvet sahibi olan ancak Allah tır. -Zariyat, 56-58-
De ki; Rabbim dilediğine rızkı yayar ve dilediğine kısar, fakat insanları çoğu bilmezler, sanırlar ki mal ve evlat çokluğu şeref ve büyüklük sebebidir. De ki Rabbim kullarından dilediğine rızkı yayar ve ona tekrar rızkı kısar.Siz Allah için ne verirseniz, Allah onun yerine başkasını verir.O, rızık verenlerin en hayırlısıdır. -Sebe , 36, 39-
Nice canlı var ki rızkını taşıyamaz; onları da sizi de Allah besler.O işiten, bilendir. -Ankebut, 60-
O ülkelerin halkı, inansalar ve günahtan sakınsalardı, elbette onların üstüne gökten ve yerden nice bereket kapıları açardık, fakat yalanladılar, biz de ettikleri yüzünden onları yakalayıverdik.Yoksa o ülkelerin halkı geceleyin uyurlarken kendilerine azabımızın gelmeyeceğinden emin mi oldular?Ya da o ülkelerin halkı kuşluk vakti eğlenirlerken kendilerine azabımızın gelmeyeceğinden emin mi oldular?. -A raf, 96-98-
İyiliği acele isteyen kimselere Allah, fenalığı da çarçabuk verseydi, elbette onların ecelleri bitirilmiş olurdu.Bizimle karşılaşmayı ummayanları azgınlıkları içinde bocalayıp dururlarken bırakırız.İnsana bir darlık gelince yan yatarken, oturur veya ayakta iken bize yalvarıp yakarır; biz darlığını giderince başına gelen darlıktan ötürü bize hiç yalvarmamışa döner.İşlerinde tutumsuz olanlara yaptıkları böylece güzel görünür.Andolsun ki sizden önce nice nesilleri, peygamberleri onlara belgeler getirmişken, haksızlık ederek inanmadıkları zaman yok etmiştik.İşte biz suçlu milleti böylece cezalandırırız.Sonra onların ardından nasıl davranacağınıza bakmak için sizi yeryüzünde onların yerine geçirdik. -Yunus, 11-14-
Dinlerini parçalayan ve bölük bölük olanlardan olmayın.Bunlardan her fırka, kendilerinde olan ile böbürlenmektedir.İnsanların başına bir sıkıntı gelince, Rablerine yönelerek O na yalvarırlar.Sonra Allah, katından onlara bir rahmet, nimet ve bolluk tattırınca bakarsınız ki onlardan bir grup yine Rablerine ortak koşuyorlar.Kendilerine verdiklerimize nankörlük etsinler bakalım.Haydı sefa sürün; ama yakında bileceksiniz.Yoksa onlara kesin bir delil indirdik de o delil müşrik olmalarını mı söylüyor?İnsanlara bir rahmet tattırdığımızda ona sevinirler.Şayet yaptıklarından ötürü başlarına bir fenalık gelse hemen ümitsizliğe düşüverirler.Görmediler mi ki Allah, rızkı dilediğine bol bol vermekte, dilediğininkini de daraltmaktadır.Şüphesiz imanlı bir kavim için bunda ibretler vardır. -Rum, 32-36-
Kim Allah tan korkarsa=Allah a karşı yüksek sorumluluk bilincini taşırsa Allah ona bir çıkış yolu yaratır. Ve onu ummadığı yerden rızıklandırır.Kim Allah a güvenirse O ona yeter.Allah emrini yerine getirendir.Allah her şey için bir ölçü, bir sınır koymuştur. -Talak, 2-3-
De ki; Sizin kendisinden kaçtığınız ölüm, muhakkak sizi bulacaktır.Sonra da görüleni ve görülmeyeni bilen Allah a döndürüleceksiniz de O size bütün yaptıklarınızı haber verecektir.Ey iman edenler.Cuma günü namaza çağırıldığı, ezan okunduğu zaman, hemen Allah ı anmaya koşun ve alış verişi bırakın.Eğer bilmiş olsanız, elbette bu sizin için daha hayırlıdır.Namaz kılınınca artık yeryüzüne dağılın ve Allah ın lütfundan isteyin.Allah ı çok zikredin; umulur ki kurtuluşa erersiniz. -Cum a, 8-10-
De ki; Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım.Allah ın rahmetinden ümit kesmeyin.Çünkü Allah bütün günahları bağışlar.Şüphesiz ki O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.Size azap gelip çatmadan önce Rabbinize dönün.O na teslim olun, sonra size yardım edilmez.Siz farkında olmadan, ansızın başınıza azap gelmezden önce, Rabbinizden size indirilenin en güzeline, Kuran a tabi olun. -Zümer 53-55-
Şüphesiz ki bu Kuran, en doğru yola iletir; iyi davranışlarda bulunan müminlere, kendileri için büyük bir mükafat olduğunu müjdeler. -İsra, 9-
Gerçekten size Allah tan bir nur, apaçık bir kitap geldi.Rızasını arayanı Allah onunla kurtuluş yollarına götürüyor ve onları iradesiyle karanlıklardan aydınlığa çıkarıyor, dosdoğru bir yola iletiyor. -Maide, 16-
HER MÜMİN DİNİNİN ADAMIDIR=İLİM, ALİM VE ADİL İDARECİLER
Müslüman ın lehinde ve aleyhinde olan şeyleri bilmesi üzerine önemli bir vazifedir.Müslüman şahıs, iyi olanı da kötü olanı da bilecektir.İyi ve doğru olanı bilmesi Yüce yaratıcının biricik kulu olmasının gereğidir.Kötü ve yanlış olanı bilmesi ise onlardan sakınması gereğinin bir sonucudur.Bu temel espri ifadesini hepimizin de bildiği Marifetu n-nefsi ma leha vema aleyha ifadesinde bulur: Kişi lehinde ve aleyhinde olanı bilmelidir.
Bu temel espriden hareket ersek mevcut hayatın akışında Müslüman şahsın ilgi sahasından uzan kalan hiç bir meselenin olamayacağını rahatlıkla söyleyebiliriz.Hayatımızın akışı içerisinde Müslüman fertler olarak bizleri ilgilendirmeyen hiçbir mesele, hadise yoktur ve olmamalıdır da.
Bunun aksine bir kanaatte bulunuşumuz, mensubu bulunduğumuz en son ve mütekamil din olan İslamiyet te noksanlık addetmemize sebebiyet verir.Hal bu ki, Yüce Rabbimiz Kuran-ı Kerim de İnneddine indellahi l-İslam buyuruyor: Allah nazarında İslam dan başka din yoktur.Allah nezdinde Hak Din İslam dır. -Al-i İmran, 19-; Vemenyebteği ğeyrelİslami dinen felen yukbele minhu vehuve filahireti minelhasırın. Kim İslam dan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden böyle bir din asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette ziyan edenlerden olacaktır. -Al-i İmran, 85-
Müslüman olan bizler her hangi bir coğrafya, zaman, mekan ve ırk endişesi gözetmeksizin bütün beşeriyeti karanlıklardan çıkarıp nura,aydınlığa ulaştırmaya talip İslam davetinin Adem Oğluna, İnsanoğluna, dünyada Allah ın halifesi değerini vermiş olduğunu biliyoruz.Bu hilafet mertebesinin icabı olarak insan, dünyada Allah a kul olabilmenin imtihanını başarmak durumundadır.Kullukta kemal mertebesi, yaratanı ve yarattığını takdirden geçtiği için, haşyetullaha, Allah tan layıkıyla korkmaya ancak ilimle ulaşılmakta, bilenlerle bilmeyenler bir olmamaktadır.Allah a halifelik, dünyada yapılacağına göre, insanın bu dünyadaki bütün işlerinde kulluğa yakışır bir hayat yaşaması kaçınılmazdır.
Bu yaraşırlık keyfiyetini, bilgi, ilim tayin ettiği için, ilim-amel işbirliği müslümanın dünyevi düsturunu teşkil etmekte, bu yolda başarılı olanlara, Cenab-u Hak ahiret saadetini vaat etmektedir.Bu bakımdan her nefis, her fert, birey yarın denen ahiretini bu dünyada hazırlamakla mükellef tutulmuştur.İnsanın dünyadaki amellerini ölçecek terazi ağır basmazsa ahireti haraptır.Bu dünyada körlüğün ahirette karşılığı aynıdır.Öteki alemde karşılaşılacak muamele ancak bu alemde hak edilendir.Bu sebepledir ki mümin olan bizler, namazlarımızda Rabbena atina fiddünya heseneten vefilahireti heseneh.. şeklindeki Kurani duayı vird edinmişizdir. Rabbimiz bize dünyada güzellik, ahirette de güzellik ver.
Yüce Rabbimiz, yerde ve göklerde olan her şeyi kulları olan biz insanların istifadesine verdiğine göre bilye bir lütfa karşı istiğna göstermemiz, bu nimetlere karşı ilgisiz kalmamızda halife-insan vasfımıza yakışır bir yön yoktur.
İşte İslam ın ilk nesli, aziz nesil, şanlı ve eşsiz nesil dünyaya kısaca hatırlatmaya çalıştığımız bu Kurani fikriyatın ışığında baktılar; dindarlığı sıradan bir Hıristiyan-Batılı- için hayatın ancak bir bölümünü ilgilendiren ve sırf ahlaktan ibaret telakki ederek havraya, manastıra veya mescide hasreden düşünceyi reddettiler; dünyanın bütün işleriyle meşguliyeti dinlerinin icabı saydılar.Buna şanlı tarihimiz delildir. O devirde bir din adamı tabiri yoktu; çünkü her mümin dininin adamı idi; dünya hayatında yapacağı her iş dinin emri cümlesindendi.
Her mümin, fert fert mensubu bulunmakla bahtiyar olduğu İslamiyet in mahiyeti icabı, din ile siyasetin bölünmezliği, bilakis bir bütün teşkil ettiği şuurunda idi.İslam ın dini kanunu, medeni, cezai, anayasal olsun, hukuki hayatın bütün dallarını içine aldığı akidler ve miras kaideleri gibi sırf hukuki meseleleri ile namaz ve oruç gibi dini vazifeler arasında bir fark gözetmeyip, hepsinin kudsi hukukun bir parçası oluğu şuuruyla hayatlarını idame ettiriyorlardı.
Yine onlar, İslamiyet in yalnız vicdana ait bir dinden ibaret olmadığı aynı zamanda İslamiyet in bir din ve bir tarz-ı hükümet, yönetim biçimi olduğu, bir cemiyeti idare edebilmek için lazım gelen usul ve kaidelerin esasları, satır başları, Kitap ve Sünnet te, İcma ve Kıyas ın içinde mevcut bulunduğu; hülasa İslamiyet denildiği zaman akla yalnız bir takım itikadlara ait fiiller gelmeyip bilakis cemiyetleri, ferleri idare eden bir kanunlar manzumesi, mecmuası olduğu şuuruyla hareket ediyorlardı.Velhasıl Akif in deyimiyle;
Doğrudan doğruya Kuran dan alıp ilhamı
Asrın idrakine söyletmeliyiz İslam ı şuuruyla, idrak ve birikimiyle hareket ediyorlardı.
İşte bu şuurun tabii sonucudur ki Müslümanlar Batılıların cehaletin en koyusu içerisinde bulundukları bir zamanda, orta çağda. , bugün revaçta bulunan modern ilimlerin ilk kurucuları oldular.Müslüman bilim adamlarının ortaya koydukları bilimsel teori ve icadların bir çoğu bugünkü modern dediğimiz bilimin temeli olduğu gibi bir çoğu da yine bugün geçerliliğini ve güncelliğini korumaktadır.Buna bağlı olarak, İslam ülkelerinin önemli şehirlerinde sayıları milyonlarla ifade edilen kitaplara sahip kütüphaneler ve özel akademiler kurdular.Hastaneler ve Tıp Medreseleri, Üniversiteleri açtılar.Bugünkü Astronomi nin temelini oluşturan Rasathaneleri oluştururlar.Müslümanlara has İslami Sosyoloji ve Tarih felsefesini tesis ettiler.Fethettikleri topraklara adalet ve imar götürdüler.Hülasa Allah ın izniyle müstakil ve eşsiz bir İSLAM MEDENİYETİ vücuda getirdiler.
Peki bugünkü perişan halimize ne demeli acaba.Bugünkü iktisadi, içtimai ve sosyal buhranlar içerisinde bocalıyorsak, devlet olarak 80-90 yıl önce küçük bir vilayetimizden ibaret olan devletçikler karşısında acziyetin en aşağısını yaşıyorsak, bunun bir sebebi var demektir.Sayıları 50 yi aşan İslam ülkeleri sanki çok uzak dünyalarda yaşıyorlarmışçasına birbirlerinden bihaber, habersiz ve irtibatsızsa ve Yüce Rabbimiz Kuran-ı Kerim de; Vee iddu lehum masteta tum min kuvvetin ve min rıbatılhayli turhibune bihi aduvvellahi ve aduvvekum ve aherine min dunihim Siz de onlara, düşmanlara karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet ve cihad için bağlanıp beslenen atlar hazırlayın ki bununla, bu hazırlanma ile Allah ın düşmanı ve sizin düşmanınız olanları ve bunlardan başka sizin bilmeyip te Allah ın bildiği diğerlerini korkutasınız. -Enfal, 60-buyurduğu halde istisnasız bütün İslam ülkeleri dahil siyasi, askeri ve ilmi sahada geri kalışımızın ve bunun sonucu olarak ta Batının kokuşmuş kültürüne ve insanlığın zararına olarak tesis ettikleri ilmine, teknolojisine öykünüyor, meyleder oluşumuzun mutlaka bir sebebi var demektir.İnsanımız iç huzurundan yoksun, tarihine, dinine ve milli kültürüne bigane kalabiliyorsa, buna karşılık ta milli kültürünün ve saf imanının gereklerini yerine getirmeye çalışan kişilerin bu yüzden eğitim müesseselerine alınmamasının ve bu haklarından mahrum bırakılmalarının ve bilhassa hiç hak etmedikleri halde gerici, yobaz ve mürteci sıfatlarıyla horlanıp, cemiyet hayatından tard edilmelerini, uzaklaştırılmalarının mutlaka bir sebebi var demektir.
Basın yayın organları halka rağmen halk için, Müslüman olan bu millete batasıca batının ve her türlü zararlı izm lerin propaganda ve reklamını yapmakta hala devam edebiliyorsa; mensubu olduğumuz en son, mütekamil ve yegane din olan İslam muharref, tahrif edilmiş, değiştirilmiş, hak din olmaktan çıkarılmış, dejenere edilmiş hristiyanlığın akibetine uğratılarak vicdanlara ve dört duvar arasına, camilere hapsediliyorsa, hapsedilmek isteniyorsa mutlaka bir sebebi var demektir.
Bugünkü eğitim sistemimize hakim olan sistemin kendi milli modelimiz olmamasının tabii sonucu olarak Cumhuriyet kurulalı daha 80 kusur yıl gibi kısa bir zaman geçtiği halde cumhuriyet neslinin birbirini boğazına sarılıyor, yapışıyor olmasının mutlaka bir sebebi var demektir.-Cahit Balta, Maarif Sistemiz, 36-
Sırası gelmişken, burada konumuza açıklık getirmesi bakımından sizlere İmam Rabbani Hazretleri nin bir dostuna yazdığı mektuptan iktibasta bulunmayı uygun görüyorum.İkinci bin yılın müceddidi İmam Rabbani Hazretleri, zamanını tasvir eden mektubunda bizlere şunları aktarıyor.Umarım layıkıyla anlama durumunda oluruz inşallah.
Dünyaya nisbetle devlet başkanı insanın bedenine nisbetle kalbi mesabesindedir.Kalp salih, sağlam, sağlıklı, doğru olduğunda, vücut da salih, sağlıklı, doğru olur.Kalp bozuk, hasta olduğunda vücut da bozuk, hasta olur.Aynı şekilde, devlet başkanının iyi olması alenin iyi olması, bozukluğu da, kötü olması da alemin bozukluğu, kötü olması demektir.
İslam ın son derece garib olmasına, Müslümanların acizliğine, azlığına ve zayıflığına rağmen İslam ın başlangıcında, Müslümanların başlarına gelenler, onları hiçbir şekilde etkileyip bozamadı.Müslümanlar dinlerinde, kafirler de küfürlerinde, imansızlığında kaldılar.Yani kafirler, güç ve kuvvetlerine rağmen Müslümanların her hangi bir işini değiştirmeyi ve üzerlerinde küfür ahkamını uygulamayı başaramadılar.Zira Allah u Teala; Lekum dinukum ve liyedin Sizin dininiz size, benim dinim bana. -Kafirun, 6-buyruğuyla buna işaret eder.
Geçen asrın sonlarında ise kafirler üstünlük ve galip gelmeleriyle İslam ülkelerinde kendi hükümlerini uygulamaya koydular.O kadar ki, Müslümanlar İslam ın hükümlerini ortaya çıkarmaktan korkar oldular.Çünkü böyle bir işe kalkışanın işini bitiriyorlardı, öldürüyorlardı.Alemlerin Rabbinin Sevgilisi Muhammed Resülullah -s.a- e inananların zelil, hakir ve güçsüz kalıp, izzet ve itibar zirvesinden indirilmeleri, prestijlerinin sarsılması ne içler acısı bir durumdur.Ne hazin bir vakıadır...Ne feci ve elim bir akıbettir..Bugün Müslümanlar yaralı kalpleriyle İslam a taziye etmektedirler.Küfürlerinde inad edenler ise alay edip dillerine dolayarak Müslümanların yaralarına tuz serpiyorlar.Hidayet güneşi, sapıklık, delalet ufkunun ardında batmıştır.Hakkın nuru, batılın perdelerinde yalnızlığa itilmiştir…
Müslümanlara düşen, içinde bulundukları bu zilletten, bu hakirlik ve güçsüzlükten bir an önce kurtulmaları için birbirlerinin yardımına koşmaktır.Bu onların boynunun borcudur.Ayrıca bu babta şeriatın yüceltilmesine ve dinin güçlendirilmesine çalışmalıdırlar.Bu yardımın, desteğin dil veya el ile yapılması mümkündür.En önde geleni dil ile yapılan yardımdır.Dil iye yapılan yardımın en faziletlisi ise, herhangi bir sapık ve bidatçının ortaya çıkıp yolu kapamaması ve işleri tersine çevirmemesi için şer i, kanuni meseleleri açıklamak, itikadi konuları; Kitap-Kuran-, Sünnet, İcma-i Ümmet e uygun olarak ortaya koymaktır.
Bu şekildeki bir yardımı ise ancak ahirete yönelmiş hak ehli, hak aşığı alimler yapabilir.Çünkü, bütün gayretleri dünya malına konmak ve onun adiliklerini, çöplerini toplamak olan dünya alimlerinin sohbetleri ve tavsiyeleri öldürücü bir zehir, fesatları da bulaşıcıdır. İza kane zu ilmin esiren binefsihi femenzellezi yencu bihi ğivayetihi İlim sahipleri, alimler nefislerine esir olursa onları düştüğü bataklıktan kim kurtarabilir.Ulema, alimler tuz gibidir, toplum kokuştuğunda, bozulduğunda onu düzeltir, iyileştirir.Ya tuz kokarsa..
Geçen asırda başımıza gelen her bela, işte bu tip alimlerin yüzünden gelmiştir.Çünkü onlar devletin ileri gelenlerini, halifeyi doğru yoldan çıkardılar.Onlar çirkin alimlerdir.Bu çirkin alimlerin dışında başkalarını saptırabilenler azdır...
Açık olan şudur ki, gücü yettiği halde herhangi bir şekilde yardımda gevşek davranan, Müslümanların işlerinde bezginlik gösteren kınanmayı ve ıtabı , azarlanmayı hak eder. -Mektubat, I, 63-
Bu açıklamalar muvacehesinde, bizlere mutlaka ve mutlaka yerine getirmemiz gereken önemli bir vazife düşüyor:Böyle gerçek Rabbani alimleri, hak ehli, hak aşığı alimleri yetiştirmek; dürüst ve adil amirlere, emirlere, başkanlara, bakanlara, başbakanlara, cumhurbaşkanlarına sahip olalım diye..
Bu da ancak sizin himmetlerinizle, hepimizin himmetiyle, özellikle de zenginlerimizin himmetleriyle tesis edilecek olan ilmi müesseseler, iktisadi teşekküller, ictimai ve sosyal kuruluşlar; özellikle de kendi sesimizi, kendi mesajımızı ulaştıran basın-yayın teşekkülleri sayesinde gerçekleşir.Bunu yapmak boynumuzun borcudur.Bunu yapmak, gerçekleştirmek bizlere farz-ı ayndır.Bunu böyle bilelim ve kendimize bu yolda çalışmamız gerektiğini, mutlaka ve mutlaka çalışmamız gerektiğini telkin ve kabul ettirelim.
Bu yolda yegane yardımcımız ve muvaffak kılıcımız hiç şüphesiz Cenabu Allah tır.
HER MÜMİN DİNİNİN ADAMIDIR=İLİM, ALİM VE ADİL İDARECİLER
Müslüman ın lehinde ve aleyhinde olan şeyleri bilmesi üzerine önemli bir vazifedir.Müslüman şahıs, iyi olanı da kötü olanı da bilecektir.İyi ve doğru olanı bilmesi Yüce yaratıcının biricik kulu olmasının gereğidir.Kötü ve yanlış olanı bilmesi ise onlardan sakınması gereğinin bir sonucudur.Bu temel espri ifadesini hepimizin de bildiği Marifetu n-nefsi ma leha vema aleyha ifadesinde bulur: Kişi lehinde ve aleyhinde olanı bilmelidir.
Bu temel espriden hareket ersek mevcut hayatın akışında Müslüman şahsın ilgi sahasından uzan kalan hiç bir meselenin olamayacağını rahatlıkla söyleyebiliriz.Hayatımızın akışı içerisinde Müslüman fertler olarak bizleri ilgilendirmeyen hiçbir mesele, hadise yoktur ve olmamalıdır da.
Bunun aksine bir kanaatte bulunuşumuz, mensubu bulunduğumuz en son ve mütekamil din olan İslamiyet te noksanlık addetmemize sebebiyet verir.Hal bu ki, Yüce Rabbimiz Kuran-ı Kerim de İnneddine indellahi l-İslam buyuruyor: Allah nazarında İslam dan başka din yoktur.Allah nezdinde Hak Din İslam dır. -Al-i İmran, 19-; Vemenyebteği ğeyrelİslami dinen felen yukbele minhu vehuve filahireti minelhasırın. Kim İslam dan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden böyle bir din asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette ziyan edenlerden olacaktır. -Al-i İmran, 85-
Müslüman olan bizler her hangi bir coğrafya, zaman, mekan ve ırk endişesi gözetmeksizin bütün beşeriyeti karanlıklardan çıkarıp nura,aydınlığa ulaştırmaya talip İslam davetinin Adem Oğluna, İnsanoğluna, dünyada Allah ın halifesi değerini vermiş olduğunu biliyoruz.Bu hilafet mertebesinin icabı olarak insan, dünyada Allah a kul olabilmenin imtihanını başarmak durumundadır.Kullukta kemal mertebesi, yaratanı ve yarattığını takdirden geçtiği için, haşyetullaha, Allah tan layıkıyla korkmaya ancak ilimle ulaşılmakta, bilenlerle bilmeyenler bir olmamaktadır.Allah a halifelik, dünyada yapılacağına göre, insanın bu dünyadaki bütün işlerinde kulluğa yakışır bir hayat yaşaması kaçınılmazdır.
Bu yaraşırlık keyfiyetini, bilgi, ilim tayin ettiği için, ilim-amel işbirliği müslümanın dünyevi düsturunu teşkil etmekte, bu yolda başarılı olanlara, Cenab-u Hak ahiret saadetini vaat etmektedir.Bu bakımdan her nefis, her fert, birey yarın denen ahiretini bu dünyada hazırlamakla mükellef tutulmuştur.İnsanın dünyadaki amellerini ölçecek terazi ağır basmazsa ahireti haraptır.Bu dünyada körlüğün ahirette karşılığı aynıdır.Öteki alemde karşılaşılacak muamele ancak bu alemde hak edilendir.Bu sebepledir ki mümin olan bizler, namazlarımızda Rabbena atina fiddünya heseneten vefilahireti heseneh.. şeklindeki Kurani duayı vird edinmişizdir. Rabbimiz bize dünyada güzellik, ahirette de güzellik ver.
Yüce Rabbimiz, yerde ve göklerde olan her şeyi kulları olan biz insanların istifadesine verdiğine göre bilye bir lütfa karşı istiğna göstermemiz, bu nimetlere karşı ilgisiz kalmamızda halife-insan vasfımıza yakışır bir yön yoktur.
İşte İslam ın ilk nesli, aziz nesil, şanlı ve eşsiz nesil dünyaya kısaca hatırlatmaya çalıştığımız bu Kurani fikriyatın ışığında baktılar; dindarlığı sıradan bir Hıristiyan-Batılı- için hayatın ancak bir bölümünü ilgilendiren ve sırf ahlaktan ibaret telakki ederek havraya, manastıra veya mescide hasreden düşünceyi reddettiler; dünyanın bütün işleriyle meşguliyeti dinlerinin icabı saydılar.Buna şanlı tarihimiz delildir. O devirde bir din adamı tabiri yoktu; çünkü her mümin dininin adamı idi; dünya hayatında yapacağı her iş dinin emri cümlesindendi.
Her mümin, fert fert mensubu bulunmakla bahtiyar olduğu İslamiyet in mahiyeti icabı, din ile siyasetin bölünmezliği, bilakis bir bütün teşkil ettiği şuurunda idi.İslam ın dini kanunu, medeni, cezai, anayasal olsun, hukuki hayatın bütün dallarını içine aldığı akidler ve miras kaideleri gibi sırf hukuki meseleleri ile namaz ve oruç gibi dini vazifeler arasında bir fark gözetmeyip, hepsinin kudsi hukukun bir parçası oluğu şuuruyla hayatlarını idame ettiriyorlardı.
Yine onlar, İslamiyet in yalnız vicdana ait bir dinden ibaret olmadığı aynı zamanda İslamiyet in bir din ve bir tarz-ı hükümet, yönetim biçimi olduğu, bir cemiyeti idare edebilmek için lazım gelen usul ve kaidelerin esasları, satır başları, Kitap ve Sünnet te, İcma ve Kıyas ın içinde mevcut bulunduğu; hülasa İslamiyet denildiği zaman akla yalnız bir takım itikadlara ait fiiller gelmeyip bilakis cemiyetleri, ferleri idare eden bir kanunlar manzumesi, mecmuası olduğu şuuruyla hareket ediyorlardı.Velhasıl Akif in deyimiyle;
Doğrudan doğruya Kuran dan alıp ilhamı
Asrın idrakine söyletmeliyiz İslam ı şuuruyla, idrak ve birikimiyle hareket ediyorlardı.
İşte bu şuurun tabii sonucudur ki Müslümanlar Batılıların cehaletin en koyusu içerisinde bulundukları bir zamanda, orta çağda. , bugün revaçta bulunan modern ilimlerin ilk kurucuları oldular.Müslüman bilim adamlarının ortaya koydukları bilimsel teori ve icadların bir çoğu bugünkü modern dediğimiz bilimin temeli olduğu gibi bir çoğu da yine bugün geçerliliğini ve güncelliğini korumaktadır.Buna bağlı olarak, İslam ülkelerinin önemli şehirlerinde sayıları milyonlarla ifade edilen kitaplara sahip kütüphaneler ve özel akademiler kurdular.Hastaneler ve Tıp Medreseleri, Üniversiteleri açtılar.Bugünkü Astronomi nin temelini oluşturan Rasathaneleri oluştururlar.Müslümanlara has İslami Sosyoloji ve Tarih felsefesini tesis ettiler.Fethettikleri topraklara adalet ve imar götürdüler.Hülasa Allah ın izniyle müstakil ve eşsiz bir İSLAM MEDENİYETİ vücuda getirdiler.
Peki bugünkü perişan halimize ne demeli acaba.Bugünkü iktisadi, içtimai ve sosyal buhranlar içerisinde bocalıyorsak, devlet olarak 80-90 yıl önce küçük bir vilayetimizden ibaret olan devletçikler karşısında acziyetin en aşağısını yaşıyorsak, bunun bir sebebi var demektir.Sayıları 50 yi aşan İslam ülkeleri sanki çok uzak dünyalarda yaşıyorlarmışçasına birbirlerinden bihaber, habersiz ve irtibatsızsa ve Yüce Rabbimiz Kuran-ı Kerim de; Vee iddu lehum masteta tum min kuvvetin ve min rıbatılhayli turhibune bihi aduvvellahi ve aduvvekum ve aherine min dunihim Siz de onlara, düşmanlara karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet ve cihad için bağlanıp beslenen atlar hazırlayın ki bununla, bu hazırlanma ile Allah ın düşmanı ve sizin düşmanınız olanları ve bunlardan başka sizin bilmeyip te Allah ın bildiği diğerlerini korkutasınız. -Enfal, 60-buyurduğu halde istisnasız bütün İslam ülkeleri dahil siyasi, askeri ve ilmi sahada geri kalışımızın ve bunun sonucu olarak ta Batının kokuşmuş kültürüne ve insanlığın zararına olarak tesis ettikleri ilmine, teknolojisine öykünüyor, meyleder oluşumuzun mutlaka bir sebebi var demektir.İnsanımız iç huzurundan yoksun, tarihine, dinine ve milli kültürüne bigane kalabiliyorsa, buna karşılık ta milli kültürünün ve saf imanının gereklerini yerine getirmeye çalışan kişilerin bu yüzden eğitim müesseselerine alınmamasının ve bu haklarından mahrum bırakılmalarının ve bilhassa hiç hak etmedikleri halde gerici, yobaz ve mürteci sıfatlarıyla horlanıp, cemiyet hayatından tard edilmelerini, uzaklaştırılmalarının mutlaka bir sebebi var demektir.
Basın yayın organları halka rağmen halk için, Müslüman olan bu millete batasıca batının ve her türlü zararlı izm lerin propaganda ve reklamını yapmakta hala devam edebiliyorsa; mensubu olduğumuz en son, mütekamil ve yegane din olan İslam muharref, tahrif edilmiş, değiştirilmiş, hak din olmaktan çıkarılmış, dejenere edilmiş hristiyanlığın akibetine uğratılarak vicdanlara ve dört duvar arasına, camilere hapsediliyorsa, hapsedilmek isteniyorsa mutlaka bir sebebi var demektir.
Bugünkü eğitim sistemimize hakim olan sistemin kendi milli modelimiz olmamasının tabii sonucu olarak Cumhuriyet kurulalı daha 80 kusur yıl gibi kısa bir zaman geçtiği halde cumhuriyet neslinin birbirini boğazına sarılıyor, yapışıyor olmasının mutlaka bir sebebi var demektir.-Cahit Balta, Maarif Sistemiz, 36-
Sırası gelmişken, burada konumuza açıklık getirmesi bakımından sizlere İmam Rabbani Hazretleri nin bir dostuna yazdığı mektuptan iktibasta bulunmayı uygun görüyorum.İkinci bin yılın müceddidi İmam Rabbani Hazretleri, zamanını tasvir eden mektubunda bizlere şunları aktarıyor.Umarım layıkıyla anlama durumunda oluruz inşallah.
Dünyaya nisbetle devlet başkanı insanın bedenine nisbetle kalbi mesabesindedir.Kalp salih, sağlam, sağlıklı, doğru olduğunda, vücut da salih, sağlıklı, doğru olur.Kalp bozuk, hasta olduğunda vücut da bozuk, hasta olur.Aynı şekilde, devlet başkanının iyi olması alenin iyi olması, bozukluğu da, kötü olması da alemin bozukluğu, kötü olması demektir.
İslam ın son derece garib olmasına, Müslümanların acizliğine, azlığına ve zayıflığına rağmen İslam ın başlangıcında, Müslümanların başlarına gelenler, onları hiçbir şekilde etkileyip bozamadı.Müslümanlar dinlerinde, kafirler de küfürlerinde, imansızlığında kaldılar.Yani kafirler, güç ve kuvvetlerine rağmen Müslümanların her hangi bir işini değiştirmeyi ve üzerlerinde küfür ahkamını uygulamayı başaramadılar.Zira Allah u Teala; Lekum dinukum ve liyedin Sizin dininiz size, benim dinim bana. -Kafirun, 6-buyruğuyla buna işaret eder.
Geçen asrın sonlarında ise kafirler üstünlük ve galip gelmeleriyle İslam ülkelerinde kendi hükümlerini uygulamaya koydular.O kadar ki, Müslümanlar İslam ın hükümlerini ortaya çıkarmaktan korkar oldular.Çünkü böyle bir işe kalkışanın işini bitiriyorlardı, öldürüyorlardı.Alemlerin Rabbinin Sevgilisi Muhammed Resülullah -s.a- e inananların zelil, hakir ve güçsüz kalıp, izzet ve itibar zirvesinden indirilmeleri, prestijlerinin sarsılması ne içler acısı bir durumdur.Ne hazin bir vakıadır...Ne feci ve elim bir akıbettir..Bugün Müslümanlar yaralı kalpleriyle İslam a taziye etmektedirler.Küfürlerinde inad edenler ise alay edip dillerine dolayarak Müslümanların yaralarına tuz serpiyorlar.Hidayet güneşi, sapıklık, delalet ufkunun ardında batmıştır.Hakkın nuru, batılın perdelerinde yalnızlığa itilmiştir…
Müslümanlara düşen, içinde bulundukları bu zilletten, bu hakirlik ve güçsüzlükten bir an önce kurtulmaları için birbirlerinin yardımına koşmaktır.Bu onların boynunun borcudur.Ayrıca bu babta şeriatın yüceltilmesine ve dinin güçlendirilmesine çalışmalıdırlar.Bu yardımın, desteğin dil veya el ile yapılması mümkündür.En önde geleni dil ile yapılan yardımdır.Dil iye yapılan yardımın en faziletlisi ise, herhangi bir sapık ve bidatçının ortaya çıkıp yolu kapamaması ve işleri tersine çevirmemesi için şer i, kanuni meseleleri açıklamak, itikadi konuları; Kitap-Kuran-, Sünnet, İcma-i Ümmet e uygun olarak ortaya koymaktır.
Bu şekildeki bir yardımı ise ancak ahirete yönelmiş hak ehli, hak aşığı alimler yapabilir.Çünkü, bütün gayretleri dünya malına konmak ve onun adiliklerini, çöplerini toplamak olan dünya alimlerinin sohbetleri ve tavsiyeleri öldürücü bir zehir, fesatları da bulaşıcıdır. İza kane zu ilmin esiren binefsihi femenzellezi yencu bihi ğivayetihi İlim sahipleri, alimler nefislerine esir olursa onları düştüğü bataklıktan kim kurtarabilir.Ulema, alimler tuz gibidir, toplum kokuştuğunda, bozulduğunda onu düzeltir, iyileştirir.Ya tuz kokarsa..
Geçen asırda başımıza gelen her bela, işte bu tip alimlerin yüzünden gelmiştir.Çünkü onlar devletin ileri gelenlerini, halifeyi doğru yoldan çıkardılar.Onlar çirkin alimlerdir.Bu çirkin alimlerin dışında başkalarını saptırabilenler azdır…
Açık olan şudur ki, gücü yettiği halde herhangi bir şekilde yardımda gevşek davranan, Müslümanların işlerinde bezginlik gösteren kınanmayı ve ıtabı , azarlanmayı hak eder. -Mektubat, I, 63-
Bu açıklamalar muvacehesinde, bizlere mutlaka ve mutlaka yerine getirmemiz gereken önemli bir vazife düşüyor:Böyle gerçek Rabbani alimleri, hak ehli, hak aşığı alimleri yetiştirmek; dürüst ve adil amirlere, emirlere, başkanlara, bakanlara, başbakanlara, cumhurbaşkanlarına sahip olalım diye..
Bu da ancak sizin himmetlerinizle, hepimizin himmetiyle, özellikle de zenginlerimizin himmetleriyle tesis edilecek olan ilmi müesseseler, iktisadi teşekküller, ictimai ve sosyal kuruluşlar; özellikle de kendi sesimizi, kendi mesajımızı ulaştıran basın-yayın teşekkülleri sayesinde gerçekleşir.Bunu yapmak boynumuzun borcudur.Bunu yapmak, gerçekleştirmek bizlere farz-ı ayndır.Bunu böyle bilelim ve kendimize bu yolda çalışmamız gerektiğini, mutlaka ve mutlaka çalışmamız gerektiğini telkin ve kabul ettirelim.
Bu yolda yegane yardımcımız ve muvaffak kılıcımız hiç şüphesiz Cenabu Allah tır.
İSLAM DA EMİR VE YASAKLARIN HİKMETİ
Dünya hayatı bir imtihan meydanıdır.Nihayete erer, sona erer.Asıl ve devamlı olan hayat ise Ahiret hayatıdır.İnsanın-nefsin- hoşuna giden zevkler ve şehvetlerle ve yine nefsin ağırına giden -zoruna giden- mükellefiyetler-sorumluluklar- bu imtihanın cilveleridir.
Bizi yaratan Rabbimiz, bizi bizden daha iyi bilir.Bizi bizden daha iyi bildiği içindir ki insanın yani bizlerin geniş bir çerçevede hareket edebilmemizi sağlamış; meşruiyet sınırlarını, helal dairesini oldukça geniş tutmuştur.Buna karşılık insanın yani bizlerin çok aceleci oluşu ve bilgisinin azlığı sebebiyle de-Ahzab, 72- yasaklık sınırını, haram dairesini dar bir çerçeveye has kılmıştır.
Her türlü meyvesinden tutun da pek çok içeceğe, meşrubata kadar insanın rızıklanmasını, tad alma ve yeme-içme zevkini yaşama, hayata geçirmesini meşru kılmış; bunun aksine insanı insan yapan aklını giderici olması sebebiyle sarhoşluk veren ve içeceklerin pek cüz i, az bir kısmını oluşturan içkileri ve uyuşturucuları yasak etmiştir.
Sıradan bir alış-verişten tutun da mega projeler üretebilecek kapasitedeki ortaklıklara varıncaya kadar pek çok ticari işlemi meşru kılmış; bunun aksine, alın teri dökmeksizin, haybeden geçinme aracı olan paranın paran kazanmasını,sonuçta kişilerin mağdur edilmesini doğuran ve onarı perişanlığa ve iflasa sürükleyen tefeciliği, faizi ve faizciliği yasaklamıştır.
Bekarları hususunda evlenemiyorsalar, buna imkanları yoksa, güçleri yetmiyorsa evlendirilmelerini zenginlerine borç addeden -borç sayan- bir dinin mensubuyuz.Dünya zevklerinin en alası olan cinsel zevkin tatminini nikah, evlilik şartına bağlamış; bunun aksine, toplumu ifsada, çürümeye ve tedavisi mümkün olmayan hastalıklara sürükleyen zinayı, fuhşu ve zinanın her türlüsünü yasak saymıştır.
Bu ve benzeri pek çoğunu sayabileceğimiz, hayatımızın A sından Z sine kadar bütününü ihata eden, içine alan ilahi düsturlarda, kanunlarda, kaidelerde meşruiyet alanının, helal dairesinin oldukça geniş, buna mukabil, karşılık imtihanın bir cilvesi olarak var olan yasaklık alanının, haram dairesinin oldukça dar ve sınırlı olduğunu müşahede edebiliyor, fark edebiliyoruz.
Bunun böyle oluşu hiç şüphesiz bizi yaratan Rabbimizin bizi bizden daha iyi bilmesi; ne gibi şeylerin bizler için faydalı ve uygun, ne gibi şeylerin de zararlı ve uygunsuz olduğunu bilmesindendir.Mevcut olan, var olan emir ve yasakları bu muvaceheden, açıdan değerlendirdiğimizde Rabbimizin bizlere olan rahmet ve şefkatini daha bir şuurlulukla idrak etme imkanı bulur, huzur ve sürur, mutluluk duyarız.
Hutbeme konumuzun muhtevası, içeriğine ışık tutan Rabbimizin buyruklarıyla son veriyorum.
Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun, eğlence, bir süs, aranızda bir övünme ve daha çok mal ve evlad sahibi olma isteğinden ibarettir.Tıpkı yağmurun bitirdiği ve ziraatçıların de hoşuna giden bir bitki gibi önce yeşerir; sonra kurur da sen onun sapsarı olduğunu görürsün; sonra da çer çöp olur.Ahirette ise çetin bir azap vardır.Yine orada Allah ın mağfiret, bağışlama ve rızası vardır.Dünya hayatı aldatıcı bir geçinmeden başka bir şey değildir. -Hadid, 20-
Muhakkak sizi, biraz koku, biraz açlık ve mallardan, canlardan, ürünlerden biraz eksiltmekle deneriz; sabredenlere müjdele.Onlara bir musibet geldiğinde; Biz Allah ınız ve elbette O na döneceğiz derler.Rablerinin mağfiret ve rahmeti onlaradır.O nun yolunda olanlar da onlardır. -Bakara, 155-157-
Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder; çirkin işleri fenalığı ve azgınlığı da yasaklar.O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor. -Nahl, 90-
De ki; Gelin size Rabbinizin haram kıldığı şeyleri söyleyeyim; O na hiçbir şeyi ortak koşmayın; anaya-babaya iyilik yapın, yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin-Sizin ve onların rızkını veren biziz-Gizli ve açık kötülüklere yaklaşmayın.Allah ın haram kıldığı cana haksız yere kıymayın.Allah bunları size düşünesiniz diye buyurmaktadır.Yetimin malına ergenlik çağına erişene kadar en iyi şeklin dışında yaklaşmayın.Ölçüyü ve tartıyı doğru yapın.Biz kişiye ancak gücünün yeteceği kadar yükleriz.Konuştuğunuzda-akraba bile olsa-sözünüzde adil olun.Allah ın ahdini yerine getirin.Allah size bunları öğüt almanız için buyurmaktadır.Bu dosdoğru olan yoluma uyun.Sizi Allah yolundan ayrı düşürecek yollara uymayın.Allah size bunları sakınasınız diye buyurmaktadır. -En am, 151-153-
Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah ındır.Allah dilediğini bağışlar, dilediğini azaba uğratır.Allah gafurdur, rahimdir.Ey iman edenler.Faizi kat kat yemeyin.Allah tan korkun ki, ahiret azabından kurtulasınız.Kafirler için hazırlanmış ateşten sakının.Allah a ve peygambere itaat edin ki rahmete erdirilesiniz. -Al-i İmran, 129-132-
Faiz yiyenler ancak şeytan çarpmış gibi deli olarak kalkarlar.Bu onların; faiz alım-satım gibidir demelerinden dolayıdır.Allah, alım-satımı helal ve faizi haram kılmıştır.Her kim ki kendisine Rabbinden bir öğüt erişir de faizden vazgeçerse geçmişi onundur, onun işi Allah a aittir.Her kim faize dönerse işte onlar ateşliktir, orada daimdir.Allah faizin bereketini giderir, faiz giren malı mahveder.Sadakaların sevabını katlar.Allah küfürde ve günahta ısrar eden hiç kimseyi sevmez.İman edip iyi işler yapan, namaz kılan ve zekat verenler var ya, onların mükafatları Rableri katındadır.Onlara korku yoktur, onlar üzüntü de çekmezler.Ey iman edenler.Allah tan kokun.Eğer gerçekten inanıyorsanız mevcut faiz alacaklarınızı terk edin.Şayet faiz hakkına söylenenleri yapmazsanız, Allah ve Resulü tarafından faizcilere karşı açılan savaştan haberiniz olsun.Eğer tevbe edip vazgeçerseniz, sermayeniz sizindir; ne haksızlık etmiş ne de haksızlığa uğramış olursunuz.Eğer borçlu darlık içinde ise, eli genişleyinceye kadar ona mühlet vermek gerekir.Eğer gerçekten anlarsanız bunu sadakaya veya zekata saymak sizin için daha hayırlıdır. -Bakara, 275-280-
Ailene namazı emret, kendin de onun güçlüklerine dayan.Biz senden rızık istemiyoruz.Seni biz besliyoruz.Sonuç takva sahiplerinindir. -Taha, 132-
Ey müminler.Şarap, içki içmek, kumar oynamak, ibadet için dikilen putlar, fal ve şans okları, birer şeytan işi pisliktir; bunlardan uzak durun ki kurtuluşa eresiniz.Şeytan içki ve kumar yoluyla ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak; sizi, Allah ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister.Artık bunlardan vazgeçtiniz değil mi?Allah a ve O nun peygamberine itaat edin ve onların emirleriyle yasaklarına aykırı hareket etmekten sakının.Eğer itaat etmekten yüz çevirirseniz biliniz ki, peygamberimize düşen sadece açık bir tebliğdir. -Maide, 90-92-
Zinaya yaklaşmayın.Çünkü o çok çirkin bir günahtır, hayasızlıktır, ne kötü bir yoldur. -İsra, 32-
İçinizden bekarları, kölelerinizden ve cariyelerinizden elverişli olanları evlendirin.Eğer bunlar fakir iseler, Allah kendi lütfu ile onları zenginleştirir.Allah lütfu geniş olan ve her şeyi bilendir. -Nur, 32-
Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; ondan başka günahları dilediği kimse için bağışlar.Kim Allah a ortak koşarsa büsbütün sapıtmıştır. -Nisa, 116-
Ana-babanın ve yakınların bıraktıklarından erkeklere bir pay vardır; ana-babanın ve yakınların bıraktıklarından kadınlara da bir pay vardır.Gerek azından, gerek çoğundan belli bir hisse ayrılmıştır...Allah size, çocuklarınız hakkında, erkeğe, kadının payının iki misli miras vermenizi emreder.Çocuklar ikiden fazla kadın iseler, ölünün bıraktığının üçte ikisi onlarındır.Eğer yalnız bir kadınsa yarısı onundur.Ölenin çocuğu varsa, ana-babasından her birinin mirastan altıda bir hissesi vardır.Eğer çocuğu yok da ana-babası ona varis olmuş ise, anasına üçte bir düşer.Eğer ölenin kardeşleri varsa, anasına altıda bir düşer.Bütün bu paylar ölenin yapacağı vasiyetten ve borçtan sonradır.Babalarınız ve oğullarınızdan hangisinin size, fayda bakımından yakın olduğunu bilemezsiniz.Bunlar Allah tarafından konmuş farzlardır, paylardır.Şüphesiz Allah ilim ve hikmet sahibidir.Yapacakları vasiyetten ve borçtan sonra eşlerinizin, eğer çocukları yoksa, bıraktıklarının yarısı sizindir.Çocukları varsa bıraktıklarının dörtte biri sizindir.Çocuğunuz yoksa, sizin de, yapacağınız vasiyet ve borçtan sonra, bıraktığınızın dörtte biri onlarındır, zevcelerinizindir.Çocuğunuz varsa, bıraktığınızın sekizde biri onlarındır.Eğer bir erkek ve kadının, ana babası ve çocukları bulunmadığı halde-kelale şeklinde- malı mirasçılara kalırsa ve bir erkek yahut bir kız kardeşi varsa, her birine altıda bir düşer.Bundan fazla iseler üçte bire ortaktırlar.Bu taksim yapılacak vasiyetten ve borçtan sonra, kimse zarara uğramaksızın yapılacaktır.Bunlar Allah tan size vasiyettir.Allah her şeyi hakkıyla bilendir, halimdir.Bunlar Allah ın koyduğu sınırlardır.Kim Allah a ve peygamberine itaat ederse Allah onu, zemininden ırmaklar akan cennetlere koyacaktır; orada devamlı kalıcıdırlar; işte büyük kurtuluş budur.Kim Allah a ve peygamberine karşı isyan eder ve sınırlarını aşarsa Allah onu, devamlı kalacağı bir ateşe sokar ve onun için alçaltıcı bir azap vardır. -Nisa, 7, 11-14-
Ey inananlar. Rüku edin, secde edin, Rabbinize ibadet edin, hayır işleyin ki umduğunuza eresiniz.Allah ın yolunda hak cihadla cihad eyleyin.Allah sizi seçti.Dinde size bir zorluk yüklemedi.Babanız İbrahim in dinine verdiği gibi dininize genişlik verdi.Size, daha önce gönderdiği kitaplarda da, bu Kuran da da Müslüman adını verdi ki, peygamber size şahit olsun, siz de bütün insanlara şahit olasınız.Artık namazı dürüst kılın ve zekatı verin.Allah a sarılın.Bütün işlerinizde O na tevekkül; O nun yardım ve nusretini niyaz edin.Ki Mevla nız O dur.Mevla m ve yardımcım ancak Allah tır diyenlere O ne güzel Mevla ve ne güzel yardımcıdır. -Hac, 77-78-
GÜNÜMÜZ ÇEVRE SORUNLARI VE İSLAM IN ÇEVRE ANLAYIŞI
OKU. -Alak,1-5-emr-i ilahisiyle başlayan mukaddes İslam vahyi, bu hitabında Kuran-i Kerim i barındırdığı gibi kainat kitabını da barındırır.Kuran ayetlerini okumakla emredilen şanlı peygamberimiz aynı zamanda Kainat kitabını da okumakla da emrediliyordu.Yani okunması emredilen, okunması istenen Kuran-i Kerim-Kuran-ı metluv, Kuran-ı tedvini- ve Kainat-Kitab-ı gayr-ı metluv, Kuran-ı tekvini- idi.
Allah ın ilk yarattığı olarak tabiat-kainat-okunması istenen ayetlerden oluşuyordu. Çünkü her şey ilahi tecellileri aksettirir.Her şeyde Allah ın sıfatlarının tezahürü söz konusudur. Nereye dönerseniz dönün Allah ın yüzü oradadır. -Bakara,115-, O nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur. -İsra,44-, Göklerde ve yerde ne varsa Allah a aittir ve Allah her şeyi kuşatan-Muhit-dır. -Nisa,126- ilahi hitaplarının bir sonucu olarak pek çokları gibi büyük şair Sa di meşhur beytinde şöyle der;
Alemle neşeliyim, çünkü alem neşesini O ndan almakta,
Bütün aleme aşığım, çünkü alem O na aittir.
Bizim Yunus umuz da cennet nimetlerini anlatan nehirlerin akış sesinde Allah ın kutsanmış ismi ile yapılan yakarışı işitir ve hepimizin bildiği şu sözleri haykırır;
Şol cennetin ırmakları
Akar Allah deyu deyu.
Çıkmış İslam bülbülleri
Öter Allah deyu deyu.
Aziz Mahmut Hüdayı yı hatırlayın; hani bir kır gezisi dönüşünde arkadaşları buket buket çiçekleri sunarken o, hocasına solmuş,kırık bir gülü takdim eder.Hocası sual edince; Hiçbir çiçeği koparamadım.Çünkü hepsi Allah ı zikrediyorlardı, hepsi birden Allah diyorlardı. Şeklindeki cevabını hatırlayın.Böyle bir bakış açısına ve şuura sahip olan birisinin çevreyi kirletmesi düşünülebilir mi?Değil kirletmesi buna ihtimal dahi verilemez.
Ben yer yüzünde bir halife-tayin-var edeceğim. -Bakara,30-hitabının gereği, yeryüzünde Allah ın halifesi olarak bulunan insanın ilahi rahmeti yaymakta aracı oluşu ve halifetullah-Allah ın halifesi- olma niteliğini ubudiyetle, Allah a kul olmakla-Abdullah olmakla-tekamüle ulaştırması; ilk yaratıldığında-ruhlar aleminde-Elest bezminde-Allah ın ilahlığına, Ben sizin Rabbiniz değil miyim? Demiş ve buna kendilerini şahit tutmuş, onlar da Evet şahidiz demişlerdi -A raf,172-ilahi hitabıyla yüklendiği emanete hıyanet-ihanet- etmeksizin tabiata, kainata, evrene, çevreye karşı ihmalkar davranması, onu tahrip etmesi ve kirletmesi düşünülemez.
İnsan olmak demek, halifetullah -Allah ın halifesi- konumunun gerektirdiği mesuliyetin, sorumluluğun şuurunda, bilincinde olmak demektir. Allah ın yeryüzünde olanları sizin emriniz altına vermiş olduğunu görmüyor musun? -Hac,65- ilahi hitabında açıkça belirtildiği üzere, Allah tabiatı-kainatı, evreni- insanın emrine vermiştir-sahhara-.Burada anlatılmak istenen tabiatın sıradan bir fethi, ele geçirilmesi demek değildir; daha ziyade bu ayette kastedilen şudur:İnsanın eşya üzerinde hakimiyet sağlamasına yalnızca Allah ın hükümlerine uygun oluşan şartlarda uygulanmaya konulmasına müsaade edilmiştir.Zira o, Allah ın yeryüzündeki halifesidir.Dolayısıyla halife olduğu için insana verilen bu kudret, güç, aslında yalnızca Allah a aittir; yoksa bu dünya hayatı boyunca salt seyahat etmek için doğan ve ölüm anında Allah a yeniden dönecek bir yaratık olan insana verilmiş değildir.
Bu sebeple Allah a kulluğu, yani O nun emirlerine ve kurallarına itaat etmeyi artık kabul etmeyen bir insanlığın halifeliğin gücünü kullanması halinde tabiat için bundan daha tehlikeli bir şey yoktur.Yine kendisini artık Allah ın kulu-Abdullah-olarak görmeyen ve bundan dolayı da kendisinin ötesinde bir varlığa biat etmeyen-boyun eğmeyen-bir halifetullahtan daha tehlikeli bir mahluk yoktur.Bu tür bir yaratık, Şeytan Allah ın taklitçisidir manasında tamamen şeytani bir tahrip gücüne sahip olabilir.Çünkü böyle bir insan tipi, en azından kısa bir süre de olsa hüküm sürebilir.Tanrının bir benzeridir; ama dünyada yıkıcı, tahripkar bir hakimiyete sahiptir.Zira bu tahakkümde Allah ın bütün yaratıklarına yönelik ihtimamından, rahmetinden, rabliğinden ve kainatın atardamarlarında akan sevgiden mahrumdur.
En genel anlamda başta insanlar olmak üzere tüm canlıların sağlıklarına kısa veya uzun sürede olumsuz yönde etki yapan, canlıların ekolojik dengesini bozan çevre değişiklikleri olarak tanımlanan çevre kirlenmesi; çevrenin-su, hava, toprak-hastalık yapıcı mikroorganizmalarla bulaşması biyolojik kirlenme ; tarım-savaş ilaçları-fosforlu insektisitler, DDT gibi bestisitler- deterjanlar, sanayi atığı sıvı ve katı yakıt ürünleri -CO2, CO, SO2 asıllı sıvı ve katı parçacıklar, aeroseller vb- ve eser halindeki Pb, Hg, Cd vb gibi metallerin oluşturduğu kimyasal kirlenme ; çevrenin radyoaktif maddelerle bulaşması -rahatsız edici boyutlara ulaşan gürültü ve fabrikalardan, su soğutma kulelerinden, reaktörlerden oluşan sıcak suyun çevre sularına karışması sonucu doğal suların ısınması-, özellikle nükleer enerjinin kullanım alanlarının artışı ile birlikte yeryüzündeki tüm yaşamı etkileyecek nitelikteki nükleer kirlenme fiziksel kirlenme gibi şekillerde tezahür eden çevre ve kainat kirliliği, hiç şüphesiz halifetullah olan insanın halifetullah konumunun gerektirdiği mesuliyetin şuurunda olmaması, dolayısıyla zihni kirlenme-bilinç kirlenmesi ne mazur kalarak emanete hıyanet etmesinin bir sonucudur.
Zihni kirlenme, bilinç kirlenmesi, Allah a kulluğun terk edilip nefsin rab edinilmesi -Furkan,43- ve tutkuların tatmininin amaç haline getirilmesidir.Vahiy bilgisiyle bağlantısız dev misali tutkuların esiri olan eski Mısırlılar Nil nehri ile eriştikleri zenginlikleri insanın ruhunun yüceltilmesinde değil, topluma hiçbir yarar sağlamayan, yalnızca kendi tutkularını tatmin eden dev piramitlerin inşasında kullandılar.Benzer şekilde Anadolu ya gelen Müslümanlar ise yorulma bilmez bir gayretle ele geçirdikleri zenginlikleri tutkularını tatmin etmek için değil, Allah ın adını yüceltmek uğrunda kullandılar ve Süleymaniye, Selimiye vb. gibi büyük mimari eserler meydana getirdiler.Piramitler binlerce hayata bedele olarak inşa edilmiş işlevsizliği yansıtırken, Süleymaniye, insanın geçiciliğini vurgulayarak, insanın işlevinin vahiy ile bildirilene uymak olduğunu gösterir.Piramitlerde isyan ve tutkuların ölümsüzleştirilmesi vardır.Süleymaniye de ise isyan değil, teslimiyet vardır.Allah ile yarışan değil, O nun verdiği bilgiye uymaya çalışan bir zihniyetin yansıması vardır.Kulluk bilincinin gereğini yerine getirme uğraşısının tezahürü vardır.
Sevgili peygamberimiz bazı yerlerin ormanlaştırılması, Medine ve Taif in sit alanı yapılmasının emir buyurarak çevreciliği bir siyaset haline getirmiştir.Evlerin geniş olması, yüksek olmaması ve avlulu veya bahçeli olmasını tavsiye etmesiyle bugünün beton yığını gökdelen misali çok katlı yapıları ve onların insanın sosyo-psikolojik davranışlarına, en başta hava kirliliği gibi çevresine olumsuz etkilerini düşündüğümüzde Hz.Peygamberin ne denli sağlıklı bir şehirciliğe öncülük ettiğinin değerini hemen anlayabiliriz.
Elinizde bir ağaç fidanı varsa, kıyamet kopmaya başlarsa bile eğer onu dikecek kadar vaktiniz varsa mutlaka dikin. -Feyzu l-Kadir,4/87-İbn Ömer in rivayet ettiği Nebi -sa-, hayvanlara işkence yapanlara lanet etti. -Buhari, Zebaih, 25-gibi pek çok hadis-i nebi de peygamberimizin rahmet peygamberi oluşunun bir sonucu olarak ağaç ve hayvan sevgisini müşahede edebiliriz.
Şanlı peygamberine ümmet olma bilincini taşıyan Ashap tan günümüze dek bütün ecdadımız da çevre ile barışık olmuş ve ilginç sayılabilecek pek çok örnekleri tarihimize mal etmişlerdir. Yaş kesenin başını keserim diyen Fatih, bu konudaki radikalliğin en alasını temsil etmektedir.Hayvan vakıfları, hayvan hasta haneleri, kuş vakıfları, kuş evleri, kuş hasta haneleri, ağaç vakıfları ve hatıra ağaç dikme gibi, bu ve benzeri pek çoğunu sayabileceğimiz, tarihi süreç içerisinde sahip olduğumuz ve çevre bilincinin canlı ve can alıcı güzellikteki örneklerini günümüze uyarlayabilirsek; zamanımızın gereklerine göre şekillendirebilir, uygulamaya geçirebilirsek, işte o zaman, İnsanların bizzat kendi işledikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu. Belki dönerler diye -Allah- onlara, yaptıklarının bir kısmını tattırıyor. -Rum,41- hitabındaki itaba -azarlamaya- maruz kalmaz, muhatap olmaktan uzak kalabilir; atmosferi delinmemiş mavi bir gök, nükleer ve her türlü atıkla kirlenmemiş, kan ve gözyaşı ile ıslanmamış, sabahları kuş sesi, öğle sıcağında Ağustos böceği cırıltısı, akşamın alacasında kurbağaların şarkısını dinleyecek bir dünyayı çocuklarımıza bırakabilme bahtiyarlığına kavuşabiliriz.
KAYNAKLAR
1-Kuran-ı Kerim ve Açıklamalı Meali, Heyet, TDV Yayınları
2-Concordans=Mu cemu l-Mufehres li Elfazi l-Hadis
3-Buhari, Sahih
4-İslam ve Ekoloji, Mehmet Bayraktar, DİB Yayınları, Ankara, 1992
5-Sosyal Bilimler Ansiklopedisi, Risale Yayınları, İstanbul, 1990
6-İslami Araştırmalar Dergsi,IV/3, Temmuz, 1990
7-Dergah Dergisi, I/4, Haziran, 1990
8-İlim ve Sanat Dergisi, Sayı I, Mayıs-Haziran 1985
9-Diyanet Dergisi, Sayı 77, Mayıs 1997
10-İslam, İsmail Reca Faruki, Risale Yayınları, İstanbul, 1989
11-Teknolojinin Ötesi, Ersin Gündoğan, İz Yayıncılık, İstanbul, 1991
12-Üç Mesele, İsmet Özel, Çıdam Yayınları, İstanbul, tarihsiz.
|